My Items

I'm a title. ​Click here to edit me.

DOĞRU MU YANLIŞ MI?

Neyin doğru neyin yanlış olduğuna karar vermek kimin görevi? Doğruyla yanlış kişiden kişiye değişen şeyler mi? Kişiden kişiye göre değişiklik gösteren her şeyin birden çok doğrusu mu var, yoksa doğrusu veya yanlışı yok mu? Karar verirken doğru karar verip vermediğini yaşayarak mı anlayabilirsin, öncesinde doğrusu zaten belli midir? Karar vermek, özellikle de doğru kararı vermek oldukça zor bir davranıştır genelde. İnsanın en çok strese girdiği, kendini en çok sıktığı ve gerilmesene sebep olan dönemler çoğunlukla karar verme aşamasında olduğu dönemlerdir. Verilen kararları, küçük kararlar ve büyük kararlar olarak kategorize bile eder insanlar. Küçük kararlar olarak görünen ve daha basit düşünme yollarıyla verilen kararlar gerçekten küçük müdür? Verilen en ufak kararın ne gibi değişikliklere yol açacağını asla bilemezsin ki ufacık verdiğin kararla hayatlarla hatta kendi hayatınla bile oynarsın. Bir hayata ufacık bile bir etkide bulunuyorsan, bu düşündüğün kadar basit bir şey değildir. Gelelim bu kararların doğruluğuna. Yaşayarak görmek, kararın doğruluğunu anlamak için en etkili yol olarak görülür. Bir olay üzerinde düşünürsün, karar verirsin, uygularsın ve etkilerine maruz kalırsın.
Bunları yaparken doğru olanı yapmaya gayret edersin ve kararının etkisini gördüğünde, doğru olup olmadığını değerlendirirsin. Peki diğer seçenekler? O kararı verirken elediğin onlarca seçeneği hiç yaşamadan, etkilerini görmeden onların yanlış olduğunu düşünüyorsun. Belki gerçekten içlerinde daha iyi bir etkiye sahip seçenek yoktu ama belki de vardı. Diyelim ki vardı, verdiğin karar otomatik olarak yanlış karar mı oluyor yoksa daha az doğru karar mı?
Eğer doğruluk varsa, dereceler halinde mi vardır? İnsandan insana değişiklik gösteren doğruluk, şimdi de kendi içinde de mi değişiklik gösteriyor? Şimdi de varsayalım ki, verilen kararın sonucu kötüye gitti. O zaman da yanlış kararı verdiğini düşünecektir insan ancak ya diğer seçenekler daha kötü bir sonuca sahiplerse? Kötü şeylere vesile olan kararın aslında doğru karar mı olacak o zaman? Bunların sonucu olarak; daha az yanlış doğru, daha az doğru da yanlış mı? Evet doğruluk değişkenlik gösterir ancak bu kişiden kişiye göre değil, zamandan zamana göredir. Doğruluk zamana bağlıdır. Bazen doğru olan şey, bazen yanlıştır ki bu da zamanın ilerleyişiyle ilgilidir. Kısacası doğruluk zamana bağlıdır. Zaman ise sürekli değişir. Bu, doğruluğun da sürekli değiştiğini gösterir. Sabit bir doğru belirlenemez ancak o ana göre değerlendirilebilir. Bir kararının da doğruluğu zamanın ilerleyişine bağlıdır. O zaman doğru olan karar, etkisini göreceğin zaman en yanlış olan karara dönüşmüş olabilir.

KARANTİNADAN BOMBA GİBİ ÇIKAN ÜNLÜLER

Hepimiz gibi uzun süre evlere veya artık nereye kaçtılarsa oraya kapanan ünlülerimiz de normalleşmeye başladılar. Sonunda çalışmaya başladıklarına sevindiklerini yaptıkları işlerden anlayabiliriz bence çünkü ben bunlara ba-yıl-dım! Birini sindiremeden bir başkası yeni klip çıkarırken yakalayabildiklerimi ekledim en sevdiğinizi yoruma bırakmayı unutmayınn. 1- Ariana Grande - positions Bu klibi sanırım yorumlamaya başlarsam uzadıkça uzar ama kısaca özetleyecek olursak Grande, klip seçimlere ve Trump'a göndermelerle dolu. Beyaz Saray'ın çimlerinde köpek gezdirmesi olsun, posta işçilerine madalya takması olsun bütün siyasi göndermelerin yanı sıra sarayın kadın dolu olması ve mutfakta yaptığı işlerin arasında içtiği içki ile de kadınlardan -erkeklerden beklenenin aksine- birden fazla iş yapmalarının beklendiği mesajını veriyor. Şarkıya gelecek olursak bence biraz zayıf kaçmış. Ariana 'nın sürekli kendini tekrarlayıp durmaması için büyük bir sıçrayış yapması gerektiğini düşünüyorum. 2 - Harry Styles - Golden Bildiğim kadarıyla klibin bir hikayesi yok ama kesinlikle bir tarzı var. Günlük yaşamında da, kliplerinde de, ödül törenlerinde de gördüğümüz Harry yine aynı. Kıyafet seçimlerinde erkeksi ve kadınsı parçaları karıştırarak cinsiyet normlarını zorlayan Harry klipte o kadar mutlu görünüyor ki herkesi bir daha kendine hayran bırakıyor. 3 - Justin Bieber & benny blanco - Lonely Sanırım bu şarkıdan sonra hayranı olmuş olabilirim çünkü bir milyon kere falan dinledim şarkıyı. Justin 'in ilk patladığı zamanlardan bugüne kadar olan büyük değişimi ve insanların iyi yorumlarının yanı sıra kötü yorumlarının sayısının da çokluğunu hepimiz biliyoruz. Çok küçük bir yaşta sahip olduğu ün ve paranın, yaşadığı her şeyin onun açısından nasıl göründüğünü anlatıyor şarkı. Ve hissettiği yalnızlığı. Klipte de gördüğünüz küçük çocuk direkt bağdaştırdığımız üzere Justin'in ilk zamanları. -SPOILER ALERT- Klibin sonunda bugüne gelmiş olan Justin'i görüyoruz ki bu şarkıyı dinledikten sonra gerçekten insanı biraz etkiliyor. 4 - The Weeknd - Too Late Bir film yapımcısı olmak istediğini söyleyen The Weeknd bu klipte de bunu kanıtlıyor resmen. Film edasıyla çekilmiş, olay örgüsü olan ve farklı olmak için yaratıldığı alenen ortada olan efsane klip. Şarkı konusunda zaten bir şey demeye gerek yoktur yine döktürmüş. 5 - Machine Gun Kelly ft. Halsey - forget me too Machine Gun Kelly 'nin düet yaptığı gerçekten her insan onu biraz daha yukarı taşıyor. Halsey yine sesiyle şarkıya olduğu kadar klibe de dokunmuş. İkisinin de tarzını yansıttığını düşünüyorum şarkının da klibin de. 6 - Little Mix - Sweet Melody Gitgide daha da dans figürlerini ve fiziklerini vurgulayan klipler yapıyorlar ve gerçekten de başarıyorlar. Klibin çekimi ise tek kelimeyle ha-ri-ka! Seslerine söylenecek bir şey olmadığı zaten yarışmayla da kanıtlandığı için yine harika diyerek geçiyorum. Her defasında daha kaliteli işler yaparak sürekli kendilerini yukarı taşıdıklarını söyleyebiliriz. Top10 listelerinden düşmüyorlar ve böyle giderse düşmezler de diye düşünüyorum.

SICAK MISINIZ SOĞUK MU?

Kimileri çok cana yakın biri olduğunuzu söylüyor. Herkesle hemen kaynaşıyormuşsunuz. Sanki yıllardır arkadaşınızmış veya yıllardır tanışıyormuşsunuz gibi davranıyormuşsunuz. İnsanlara yabancılık çektirmiyormuşsunuz. Girdikleri ortama ısınmaları bir bakıma da sizin sayenizdeymiş. Kimileri de soğuk biri olduğunuzu söylüyor. İnsanlar sanki sizi yiyecekmiş gibi kaçıyormuşsunuz bazen. İnsanlarla arama duvar örüyor mesafe koyuyormuşsunuz. Tek kelime etmiyormuşsunuz yanlarında. Ne telefonlara ne mesajlara cevap veriyormuşsunuz. Her iki koşulda da zarar göreceğimizi söylüyorlar. Ne yapmalıyız peki ? Ortası yok mu bunun ? Siz karar verin sıcak mısınız soğuk mu ? Sıcak davrandığınızda insanların bir süre sonra sizi kullanacağını söyleyebilirler. Haklı da çıkabilirler. Her ne kadar gerçek yüzlerini gördüğünüz için sevinseniz de sizi yıkan çok an olacaktır. Ya da çok fazla insan… Bunların insanı büyüttüğü doğruymuş. Belki de fazla iyi davrandığınız için üzülerek büyürsünüz. Yere düşe düşe öğrenirsiniz kalkmayı ve yalnız kala kala öğrenirsiniz kendinizle baş başa kalmanın bazen dünyanın en güzel şeyi olduğunu. Onların yaptıkları ayıptı bende bir yanlış yoktu dersiniz önce. Sonra fark edersiniz ki çoğu insan iyiliği önemsemiyor. Senin sıcak davranman ona başta güzel geliyor fakat seni öyle tanıdığı için aranızda bir sınır olmadığını sanıyor değil mi ? İyiliğin, cömertliğin, arkadaşça tavırların bir hiçe dönüşüyor insanların gözünde. Eninde sonunda herkes kendi çıkarına dönüyor çünkü. Sahi ne kadar insan kaldı karşılık beklemeden, bir çıkar elde etmeden bir şeyler yapan ? İnsanların saf haliyle yaptığını sandığın iyilikleri bile bir gün her şey gün yüzüne çıktığında tokat gibi çarpıyor yüzüne. Peki ya bundan ne çıkar sağladı diyorsun. İşte bunları düşünmek bile bir insanı delirtmeye yeterken doğru şekilde değerlendirmeyi öğrendiğimizde ve kabullendiğimizde büyüyoruz. Kendimizi insanları tanımaya itiyoruz. Gerçekten tanımadan kendimizi açmamayı öğreniyoruz yine kendi başımıza. Bu da bizi öğrenme aşamasındayken bazı zorluklarla karşılaştırıyor. Kavrama aşamasındayken kendimi kapatıyoruz. Yeri geliyor her yerden, herkesten soyutluyoruz kendimizi. Böylelikle incinmeyeceğimizi düşünüyoruz. Peki bu da zararlı değil mi bize ? İnsanlar öyle yapar böyle yapar diye düşünerek kendi karakterimizden ödün vermememiz gerekir. Nasılsak öyleyizdir. Öyle olmalıyız. Burada değişmesi gereken konu kişiliğimiz değil. İnsanları tanıma sürecimiz. Sonuçta ilk defa tanıştığınız bir insana yıllardır tanışıyor gibi davranırsanız sizin samimiyetinizden şüphe edebilirler değil mi ? Bu sizin için ne kadar doğru ? Size asla arkadaşça tavırlarınızı bir kenara bırakın insanlar tehlikeli demiyorum. Kendinizi insanlara kapatırsanız; kaybeden her koşulda siz olursunuz. Ben size, insanları tanımadan gereksiz bir samimiyete girmemeye özen gösterin diyorum. Mesela ilk kez tanıştığınız bir insanla ilk andan itibaren laubali olursanız ne kadar iyi niyetli olursanız olun sizi ciddiye almayabilir ama bu demek değil ki somurtup oturun ve konuşmayın. Fakat normal bir tanışmanın ardından yine ona arkadaşça yaklaşabilir arada kendinizi göstereceğiniz anlar mutlaka olacaktır. Bırakın insanlar sizi keşfetsin. Tamamen açık bir kutuya kimse merak edip bakmaz. Bırakın insanlar gücünüzü görsün. Bu kimseyi aşağılamak değildir. Siz kendinizin farkında olan, ne istediğini bilen bir insansınız ve bunun gücünü kullanmak en çok sizin hakkınız. Gerek yürüyüşünüzle gerek konuşmanızla gerekse yaptığınız işlerle gösterin mesela gücünüzü. Duruşunuz her yerde sizi temsil eder. Arkanızda adınızdan söz ettiren bir duruşunuz olursa bu insanlara ne soğuk ne sıcak sadece asil gelecektir. Böylelikle herkes sizi zaten tanımaya başlayacaktır. Ne sıcak ne soğuk…

2020-SONBAHAR DEKORASYON TRENDLERİ

Karamel aksesuarlar, sonbahar yaprakları deri detaylar ve el yapımı eklemelerle sonbahar havasını evinize tam gaz getirmeye hazır olun! Bu küçük dokunuşlar evinizde rahat nötr alanlar yaratarak modunuzu tamamen değiştirecek ve bu değişiklikleri yaparken keyif alacağınıza da eminim. 1- El Yapımı Tekstiller Posterler, çerçeveler duvarınızda çok güzel duruyor evet ama odanın odak noktasına tek başına astığınız el yapımı bir tekstil ürünü sonbahar-kış havasını kolaylıkla evinize taşımanızı sağlar. Bu sıralar oldukça trend olan makrome ürünlerdeki çeşitlilikten faydalanabilir veya ipinizi alarak kendiniz de yapabilirsiniz. Kim bilir belki de yeni bir hobi edinmiş olursunuz. 2- Bitki Şart ! Sonbahar havasını sonbahar çiçeklerinden daha iyi yansıtan başka bir şey yoktur sanırım. Küçük bile olsa vazolara koyacağınız hatta kurutulmuş çiçek sapları ve yine sıcak tonlarda çiçekler (yapay veya gerçek farketmez) odanın havasını anında değiştirecektir. Vazolarınız cam(renkli/renksiz) olursa etkiyi daha da artırdığınızı göreceksiniz. 3- Deri Detaylar İster mobilyalarınızda kullanın isterseniz küçük eklemeler halinde... Deri kesinlikle ama kesinnlikle tekrar bu senenin trendi. Tasarım ikonu olan Butterfly sandalyeler modern, geleneksel, rustik, bohem, minimal hiç farketmez her stille uyuşabilir. Deri bir Butterfly sandalye ise hiç şüphesiz evinizin en vazgeçilmez mobilyası olacaktır. 4- Mavi ve Yeşil İç Mekanlar Duvarlarınızı boyamayı düşünürseniz bu sezonun trendleri mavi ve yeşil. Karamel, tarçın tonları ve pişmiş toprak gibi sıcak renkler ve yeşiller arasında geçiş sağlamak için ideal bir renk olan zeytin yeşili mobilyalarınızın (yatak, koltuk vs.) arkasındaki duvarlarda harika bir zemin yaratacaktır. İlk defa bu kadar sık karşımıza çıkan neo mint yeşil tonu ise farklılık arayanlar için birebir. Gökyüzü mavisi, pembe, pudra, mor gibi renklerle uyumlu olan neo mint yeşili de aklınızın bir köşesinde dursun derim. 5- Ekoseler Geri Döndü Yıllardır modası geçmeyen ekoseler 2020'de de tabii ki trendler arasında. Özellikle ahşapla uyumlu olan ekoseler eğer size eski tarz geliyorsa beyaz, siyah, gri tonları kombinlemeyi deneyebilirsiniz.

SPORA YENİ BAŞLAYANLAR İÇİN İPUÇLARI

1-HEDEF KOYUN! İstikrar için en önemli koşul bir hedefiniz olmasıdır. Tabii bunların gerçekçi hedefler olması gerektiğini unutmayın. Bir haftada bütün fazlalıklarımdan kurtulacağım demeniz ulaşamadığınızda üzülmenize ve sporda gitgide soğumanıza yol açar. Kendinize gerçekçi hedefler koyun ve ulaştığınız her hedef sonrasında daha yüksek bir hedef koyarak ilerleyin. Bu sizin kendi ilerlemenizi daha iyi görmenizi sağlayacak ve sizi tahmin ettiğinizden daha fazla motive edecektir. 2-NOT VE PLAN ! Haftada kaç günü veya kaç saati spora ayıracağınız, o gün hangi egzersizleri yapacağınız, hangi bölgelere çalışacağınız, hangi besinleri tüketeceğiniz gibi önemli noktaları planlayıp not etmeniz ilerlemenizi görmeniz için en güzel yoldur. Hangi besinlere daha çok ağırlık vereceğiniz, neleri azaltmalısınız gibi sorulara bulacağınız cevaplar bu notlarda olacaktır. Böylelikle bir sorunla karşılaştığınızda notlarınıza göz atıp sorunun neden kaynaklandığını da anlayabilirsiniz. Plan hazırlama konusunda yardım almak isterseniz plan hazırlamanın püf noktaları yazımıza göz atabilirsiniz ve içerisinde bulunan haftalık plan taslağımızı ücretsiz indirerek alacağınız notları hiç uğraşmadan düzenli görebilirsiniz. 3-BESLENMENİZE DİKKAT EDİN! Spor yaparken ağır diyetlere girmeniz direncinizi düşürerek sağlığınızı kötü etkilemek dışında pek de bir işe yaramaz. Bir diyetisyen eşliğinde hazırlanan program tabii ki çok daha faydalı olacaktır fakat bunun dışında bizim söyleyebileceğimiz sağlıklı bir diyet yaparak yediklerinize dikkat edin. Ne az ne de çok vücudunuzun ihtiyacı olan besinleri almanız hem emeklerinizin boşa gitmesini engeller hem de hedeflerinize daha hızlı koşmanızı sağlar. 4-AYNI PROGRAMI TEKRARLAMAYIN! Her gün her gün aynı egzersizleri yapmanızın, aynı kas gruplarını çalıştırmanızın vücudunuza sandığınız kadar faydası yok. Vücudunuz artık bu egzersizlere alışacağından kas gruplarınızda bir gelişim olmamaya başlar. Daha sağlıklı bir vücut için tabii ki bütün kas gruplarına yönelik çalışmanız daha iyi fakat bundan ziyade söylemek istediğimiz sıkıcı programların bir süre sonra size faydası olmayacağı gibi motivasyonunuzu da düşüreceğidir. 5-ISININ! Isınma hareketlerini atlayıp bir an önce egzersizleri yapmaya çalışmanız kesinlikle enn yanlış hareketlerden biri. Kaslarınızı ısıtmadan, alıştırmadan onları çalıştırmaya çalışmanız kısa veya uzun vadede size türlü sağlık sorunları olarak geri dönecektir. En ufak hareketleri bile ısınmadan asla yapmayın. Vücudunuza bakmaya çalışırken ona kötülük etmiş olursunuz.

DÖVME YAPTIRMAK

Çoğu insan dövme yaptırmak ister ancak buna cesaret edemez. Genellikle canlarının yanmasından, ilerleyen zamanlarda sıkılmaktan veya yaptırırken bir sıkıntı çıkmasından korkarlar. Bu konular ne kadar doğru ve herkesin başına geliyor gibi gözükse de aslında durum tam olarak öyle değil. Başlangıçtan itibaren bakacak olursak; dövme, düzene karşı doğmuş olan sanat dallarından biridir. İçinde biraz anarşizm barındırır ve kimilerinin, ona bahşedilmiş olduğunu düşündükleri vücutlarına kalıcı olarak fikirlerini ve kendilerince önemli olguları sembolize ederek kazırlar. Günümüzde -her alanda olduğu gibi- bu davranışlar ve düşünceler, yerini estetik kaygıya bırakmıştır. Yine de bir şeyler anlatmak için yola çıkanlar anlatmaya devam etmiş, estetik kaygı taşıyanlar da bu sanatın gelişmesine ve yayılmasına yardımcı olmuştur. Peki, dövme yaptırırken nelere dikkat etmeliyiz ve nasıl karar vermeliyiz? 1-Kendini iyi tanımak, kim olduğunu bilmek en önemli faktörlerdir. Bunlar, karar vermenden daha çok dövme yaptırmak için uygun dönemde olup olmadığını gösterirler. 2-Neden dövme yaptırmak istediğini bilmek. Örneğin, bir olayı mı kalıcılaştırmak istiyorsun, bir derdini mi vücuduna kazımak istiyorsun, isyan mı etmek istiyorsun veya en basitinden ömür boyu kalıcı bir takı mı istiyorsun? Daha birçok neden dövme yaptırmanıza sebep olabilir ve hiçbiri saçma veya gereksiz nedenler değildir. 3-Sevdğin dövme tarzını belirlemek ve vücudunda olmasını istediğin tarzda araştırmalar yapmak. Birçok dövme tarzının içinden kendine uygun olanı bulmak, estetik açıdan çok önemlidir. Estetik kaygı taşımasan bile, hayatın boyunca vücudunda taşıyacağın bir şeklin kendi gözüne güzel görünmesini ne olursa olsun istersin. Beğendiğiniz dövmelerin hepsini alıp baktığınızda, eminim ki hepsinin ortak bir noktası olacaktır ve o da sizi hoşlandığınız tarza götürecektir. 4-Neyi sembolize etmek istediğinize karar verin. Daha açık şekilde söylemek gerekirse, hangi şekli yaptıracaksınız veya ne yazdıracaksınız. Buna dövmeyi tasarlatmadan kabaca karar vermek, dövmenin nerenizde güzel duracağını belirlemenizde yardımcı olur ve dövmeyi tasarlatırken yerini de belirtmeniz sizin için daha uygun bir tasarımın ortaya çıkmasına yardımcı olur. 5-Eğer insanların fikirleri, sizin hakkınızdaki düşünceleri sizin için önemliyse ve sizi etkiliyorsa; kafanızdaki fikri insanlarla paylaşmaktan çekinin, hatta mümkünse yaptırdıktan sonra da yorumlarını duymamaya çalışın. Dövme fazlasıyla kişisel bir şeydir ve yargılamak kimsenin hakkı değildir ancak tabii ki insanlar fikirlerini sizinle paylaşacaklardır ve tabii ki hoşlanmayanlar, güzel bulmayanlar olacaktır. Bunlardan olabildiğince uzak durmaya ve etkilenmemeye çalışın. 6-İyi bir dövmeci bulmak, sizi dövmeye bağımlı bile yapabilir çünkü işini iyi yapan dövmeci en kötü gibi gözüken bir fikri bile inanılmaz bir sanat eserine dönüştürebilir. Güzel oldukça, siz de yeniden aynı yere gidip yeniden dövme yaptırmak istersiniz. İyi bir dövmeci bulmak için internetten araştırmanızı önermem çünkü bu sanatın yayılması çok fazla yeni dövmecinin çıkmasına sebep oldu ve çoğu, işlerini hakkını vererek yapan yerler olmamasına rağmen internet sitelerinde kendilerini bu işin ustası olarak gösterebiliyorlar. Biraz para ve biraz sahte yorum bile sizi kandırmaları için yeterli olabiliyor. En güvenilir yol, tanıdıklarınızdan öneriler aldıktan sonra yerleri kendiniz dolaşmanız olacaktır. 7-Dövme yaptırmaya giderken fazla düşünmeyin. Bu kadar aşamayı kafanızda geçip o ana kadar geldiyseniz, şüphe etmenizi gerektirecek bir durum yoktur. Ne var ki, insan düşündükçe aklına hiç olmayacak şeyler takılmaya başlayabilir ki olasılığı çok ama çok az olsa bile o an o olmayacak şeyler sizlere çok olası gelmeye başlayabilir. Kısacası, eğer kararınızı verdiyseniz, gidin ve daha fazla düşünmeden yaptırın.

Simetri-Vitrivius Kuralları Nelerdir ?

Bir Yunan terimi olan “summetria” nın hiçbir Latin karşılığı olmadığı için Vitrivius bu terimi tanıtmak amacıyla “symmetria” olarak çevirdi. Vitrivius, tasarımı 3 temel prensibe bağlamıştır. Güç, yarar ve zarafet. Vitrivius’a göre simetri büyük yapıların her bir bölümüne ve bütününe zarafet katmakta büyük rol oynamaktadır. Bir şeyi ortadan böldüğümüzde sol taraftaki her şeyin yansımasını sağ tarafta görmemiz onun simetrik olmasından kaynaklanır. Bu insan vücudunda da böyledir ve Vitrivius bunun üzerinden pek çok örnek vermiştir. Ayrıca parça ve bütün arasındaki ilişki için “respondere” terimini kullanır. Simetri doğada, yapılarda, makinelerde ve pek çok alanda kullanılır. Örneğin; savaş silahlarının tasarımında düzgün çalışabilmesi için makine parçalarının ölçek ve oranları göz önüne alınmıştır. Yapıların da makinelerin de tasarımcıları simetrinin kurallarını takip ederek tasarımlarında başarıya ulaşmışlardır. Aynı zamanda güzellik ve denge, zarafet ve oranlar gibi pek çok tartışmanın da konusu olmuştur. Vitrivius’un ideal insan tanımlamasından sonra karmaşık gibi görünen şey herkes tarafından daha anlaşılır hale geldi. Güzele ulaşmak için insan oranları temel alındı. Pek çok kültüre ve mimarilerine de yön veren, yeni anlamlar katan bir tanımlama yapan Vitrivius simetri kuralları günümüze kadar gelmekte ve kullanılmaktadır.

GÜZEL BİR HAFTA İÇİN PAZAR RUTİNİ

1- Yapılacaklar listeniz için her güne bir tema belirleyin. Haftanızı planlarken, her güne belirli bir görev verin. Her gün öncelikli olarak belli bir göreve odaklanırsanız verimliliğinizin artacağından eminim. Örneğin, blog işleri, ders tekrarı gibi kendinizce işlerinizi listeleyebilirsiniz. Günlük listenize üçten fazla şey eklememenizi öneririm çünkü bunun amacı sizi yüklere boğmak değil işlerinizi kolaylaştırmak. 2- Ruhsal gelişiminizi atlamayın. İşlere başlamadan önce kendinize vakit ayırmayı da planlamayı unutmayın. Mutlaka açık havada vakit geçirin, temiz hava soluyun. 3- Dijital detoks gecesi yapın. Haftanın son gecesinde yeni bir haftaya başlamadan kafanızı tamamen boşaltmalısınız. Bütün dijital ekranlardan uzak durarak huzurlu ortamınızı kendiniz sağlayabilirsiniz. İster kitap okuyarak ister müzik dinleyerek size iyi gelecek ne varsa onu yaparak kendinize dönmelisiniz. 4- Kişisel bakımı atlamayın. Kendi vücudumuz her şeyden önce geliyor. Kuaföre gitmenize gerek bile yok evinizin rahatlığında yapacağınız maskeler, bakımlar hafta boyu yorulan vücudunuza/cildinize o kadar iyi gelecek ki haftaya daha özgüvenli başlayacaksınız. 5- Yiyecek-içecek sınırlaması. Hafta boyunca çok fazla tükettiğiniz çay-kahveye haftasonunuzda biraz ara vermek vücudunuza çok iyi gelecektir. Mümkünse hafta boyunca da çay kahve içmenize bir sınırlama getirin. Yiyecek konusunda ise sürekli alelacele atıştırdığımız sağlıksız yiyecekler yerine hafta boyunca yiyeceklerinizi planlamanız hem sağlığınız hem kilonuz açısından çok daha faydalı olacaktır. 6- Uzuuun ve keyifli bir duş alın. Son olarak yeni bir haftaya başlamadan önce haftanın bütün yorgunluğunu üzerinizden alacak uzuun ve keyifli bir duş alıp en rahat pijamalarınızı üzerinize geçirin. Bütün bunlardan sonra huzurlu bir uyku zaten kaçınılmaz.

5 ADIMDA KENDİNİZİ KEŞFEDİN - Quick Meditation

Günlük hayatta hepimiz çoğu zaman kaybolmuş, mutsuz ,yorgun hissediyoruz. Bazen ne yapmak istediğimizi unutup sadece koşuyoruz.Bir akış içinde olmalıyız ama bu nereye olduğunu boşverip durmayıp dinlenmemek demek değil. 1- Hemen şimdi her şeyi bırakın. Elektronikleri, insanları, duyguları... Rahat hissedeceğiniz bir pozisyona geçin. (Bu yatmak da olabilir, oturmak da, hatta ayakta durmak bile olur) Gözlerinizi kapatın ve kendinize sessiz bir ortam sağlayın. 2- Şimdi zihninizde iyi ya da kötü ne varsa çıkarmaya çalışın , zihninizdeki düşünceleri bir mıknatıs kabul edin ve düşüncelerinizi ittiğinizi hayal edin. Mıknatısla ilgili kabul edilmiş ön bilgilerinizi unutun , o kelimenin size hissettirdiği ilk düşünce olan çekmek düşüncesini de İTİN. Bütün bunları zihninizde canlandırın ve gerçekleştiğini göreceksiniz. Somutlaştırmak çoğu zaman meditasyona yardım eder. 3- Şimdi eğer yorgun, başı ağrıyan ve yapmakta zorlananlarınız varsa (geri kalan herkes gibi) doğru yoldasınız ! Şimdi tek yapmamız gereken odaklanmak . Kötü enerjiyi üstünüzden atmalısınız . Biriktirdiğiniz tüm kötü duyguları, size iyi gelmeyen her şeyi, tüm olumsuzlukları ,bir bulut farz edin. Siyah bir bulut. Bedeninizi terk ettiğini düşünün. Bu işlemi sırayla yapın. Önce başımdan , sonra kollarımdan , parmaklarımdan gibi… Beyazladığınızı hissedin. Siyah beyaz olumlu ve olumsuzu çağrıştıran ilk renkler olduğu için siyah beyaz , siz istiyorsanız pembe , mor lacivert de yapabilirsiniz. 4- Şuan en güzel kısım için hazırsınız. Her şeyden arındınız. Kendinizle baş başasınız. Şuan bir tek siz varsınız. Bu süreçlerin hepsinde nefesi unutmayın. Çünkü nefes size güvende hissettirecek. Kendinizi ne kadar sevdiğinizi ona ne kadar saygı duyduğunuzu düşünün, ne kadar yol aldığınızı , neler başardığınızı, neler yapmak istediğinizi, çabanız için tebrik edin kendinizi. Bunun için illa bir çok şey başarmış olmak gerekmiyor. Başarısız hissetseniz bile hatta kendinizi sevmeseniz bile , sevecek şeylerinizi bulun. Erkek arkadaşınız , yada en yakın arkadaşınız gibi. Kendinizin en yakın arkadaşı olun. 5- Kendinize şefkatli olun. Benliğinizden çıkın ve kendinizi dinleyin , annenizi dinler gibi yada kardeşinizi, belki de bir dostunuzu. O size ne kadar güzel olmadığından bahsetse ya da başarısızlıklarını anlatsa ona daha fazla hakaret mi ederdiniz yoksa sarılıp teselli mi? İşte kendinize de böyle davranın, o zaman her şey çok daha güzel olacak. Gideceğiniz yollar atacağınız adımlar daha net olacak.

HER CİLT TİPİ İÇİN CİLT BAKIM YÖNTEMLERİ

ARPA ÇAYI İÇİN Hepimiz Korelilerin ciltlerinin ne kadar harika göründüğünü biliyoruz.Ben de bu sırrın altında yatan gizemleri araştırmaya karar verdiğimde arpa çayıyla karşılaştım. Tonik görevi görerek ciltteki kiri ve ölü tabakayı temizleyen arpa çayının kürü soğuduktan sonra temiz cilde uygulanmasıyla cildimiz arınıyor,gözenekler açılıyor ve eğer haftada 2-3 kez bunu tekrarlarsanız cilt lekelerinde azalma bile görüyorsunuz. Okuduğum yazılarda Kore’de arpa çayının bebeklikten itibaren tüketildiği, hatta çoğu ev ya da lokantalarda içme suyunun yerini aldığı yazıyordu.Biraz daha araştırınca arpa çayının harika bir antioksidan ve mineral kaynağı olduğunu aynı zamanda kan dolaşımını arttırdığını öğrendim. Cilde faydalı olduğu kadar kilo vermede de etkili olduğu söyleniyor. Bunların yanı sıra arpa çayının muhteşem etkilerinden faydalanabileceğiniz alanlardan bazıları: -Mide ağrıları -Uyku problemleri azaltılması -Kabızlık -Soğuk algınlığı -Diş çürümesi -Kolesterol EGZERSİZ YAPIN Egzersiz yapmak akıllara sadece kilo vermeyi ya da kas yapmayı getirse de günümüzde bu algıyı yavaş yavaş değiştiriyoruz. Yapılan araştırmalarla kalori yakmak, forma girmek dışında, sporun stresi azalttığı kadar cilde de faydalı olduğu görülüyor.(Ki aynı zamanda sivilcelerimizin büyük sebepleri de yine strestir)! Cilde sağladığı oksijen ve besinler sayesinde yaptığımız egzersizler bizi daha sağlıklı bir cilt rengine kavuşturuyor ! SODA-LİMON KÜPÜ Gençliğinizi korumak için yüzünüzden sıcak suyu olabildiğince uzak tutmanızda fayda var. Cilde iyi gelen ürünleri de buz halinde kullanmanız oldukça pratik ve revaçta olan bir çözüm yolu. Özge Özpirinçci’nin de gençliğinin ve güzel cildinin sırlarından biri olan soda-limon karışımını dondurup yüzünüzde gezdirmenizin cildinize faydasını gördüğünüzde şaşıracaksınız. SÜTÜ KULLANIN Süt hem harika bir temizleyici hem de harika bir nemlendiricidir. Sütü cildimize sürüp pamuk yardımıyla yaydığımızda temizleyici görevi görerek gözeneklerimizi açıp temizleyen,soğuk halde yine pamuk yardımıyla yüzümüze yaydığımız sütü 15-20 dk yüzümüzde bekletip soğuk suyla duruladığımızda da harika bir nemlendirici görevi görüyor. Bu kolay yöntemi uyguladıktan sonra bana kesssinlikle yazın.Tepkilerinizi merak ediyorum!! Ha bu arada sütte bulunan laktik asit sayesinde ölü cilt hücrelerinden kurtulduğumuz, cildiğimizi ovaladığımızda alttan taptaze bir cildin geldiğini aşama aşama gördüğümüz ayrıca bir de yine pamuk yardımıyla bölgesel uygulandığında güneş yanıklarına da iyi geldiği kabul edilmiş gerçeklerden bazıları.

ZAMAN

Her şeyi oluruna bırakmak her zaman otomatik kararlara yol açmadığı gibi ters de tepebiliyor. Yani bu kararlar üzerinde harcadığımız enerjiyi amaçlarımızı gerçekleştirmeye harcasak çok daha iyi olur. İnsan hayatı boyunca hep daha fazlasını ister. Daha fazla mutluluk, daha fazla para, daha fazla sevgi. Peki açgözlülükten midir tüm bunlar ? Sadece canı öyle istediği için midir ? Etrafta gördüğü “daha iyileri” için mi ? Birçok açıklaması var bunların herkesin kendine göre sebepleri var. Kimi paranın mutluluğu getireceğine inanır daha çok çalışır. Kimileri de ne kadar çok insan onu severse o kadar mutlu olacağına… Benim düşüncemse hepsini kapsıyor : Haz. İnsan ne kadar fazlasını elde ederse o kadar haz alıyor. Bu kadar güzel bir duygunun bile ona zarar verdiğini anlamıyor bu süre içinde. Bir şeyi başarmak, ilerlemek, elde etmek herkesi memnun eder. Daha fazlasını elde etmek ise herkese ayrı bir haz verir. Peki ya bu haz denen şey bize zarar veriyorsa. Ya beklentilerimizi gereksiz yükseltip hayal kırıklığına uğramamıza sebep oluyorsa, ya da gitgide çevremizdekilere bel bağlamamıza ? Ne kadar iyidir ne kadar kötüdür bilemem. Ama insan bu duyguyla başa çıkamadığında en çok kendini hırpalar. Elde etmek demek belki bazı konularda hoş durmuyordur. Mesela sevgide. Birinin sizi sevmesini istersiniz, sever, daha çok sevmesini istersiniz, daha çok sever ve sonu gelmeyen bir döngüye sokarsınız karşınızdakini de kendinizi de. Seviyor ama bunu da yapmalı gibi türlü beklentilere sokarsınız kendinizi. Bir şeyi oluruna bırakmak bize hep zor gelir. Zamana bırakmak hep zordur. Bekleyemeyiz. Sabırsızlanırız. Hemen olsun isteriz. Uğraşırız kendimizce ama belki de bazı durumlarda uğraşmasak daha iyidir. Belki de o malum zamana bırakılması gereken bazı durumları ayırt ettiğimizde uğraşmanın bizi boş yere çırpınıp üzmekten başka bir şeye yaramadığını görürüz. İstediğiniz şeyler uğruna hareket etmezseniz kimse sizin yerinize gelip yapamaz bunları. Sizi yine siz kurtarırsınız. Sizin ipleriniz yine sizin elinizde. Ama bir noktada herkesin, yeryüzündeki herkesin o ipleri bırakıp bir nefes alması gerekiyor. Yoksa unutuyoruz. Kendi değerimizi. Daha fazlasını isterken asıl isteklerimizi bile unutuyoruz. Gereken çabayı sergileyelim istediğimizi elde edelim tamam ama bir yerde de bırakalım zaman halletsin bazı şeyleri bizim adımıza.

HEPİMİZİN HAYATINDA:SOSYAL BULAŞMA

Kendimizi keşfetmek yerine hatta bazen kendi seçtiğimizi sandığımız yollar yerine etrafta gördüklerimizi uyguluyoruz. Bir rehbere ihtiyaç duyduğumuzda ilk iş başka insanların yaptıklarına bakıyoruz. Diğer insanların yaptığı seçimler ve davranışlarının bu ‘sosyal bulaşma’ aracılığıyla hepimizin hayatını fark ettiğimizden daha da etkilediğini söylüyor Psikolog Dr. Susan David. Peki hepimizin hayatının neredeyse her alanında olan bu ‘sosyal bulaşma’ nedir ? Bulaşma dendiğinde hepimizin aklına doğal bir temasla hızla yayılan bir virüs geliyor. Çalışmalar da bunu doğruluyor ve bazı davranışların gerçekten de soğuk algınlığı ve grip gibi olduğunu gösteriyor. Sosyal bulaşma da tam olarak bu aslında. Davranışlar da diğer insanlardan bize bulaşıyor. Temasta bulunduğumuz obez insan sayısı arttıkça obez olma riskimiz artıyor. Hatta o kadar kişisel ve bireysel bir karar sandığımız boşanma olasılığı bile akran grubumuzdaki boşanan insan sayısı arttıkça artıyor. Bazı davranışları ise temas halinde olmadan da kapabiliyoruz. Sadece arkadaş değil arkadaşlarımızın arkadaşlarının boşanması bile etkiliyor yani kararlarımızı. Neyin önemli olduğu, neyin bizi değerli ve farklı kıldığı konusunda doğduğumuz andan itibaren kültürün, reklamların, yetişme tarzımızın, dini eğitimlerimizin, aile ve arkadaşlarımızın etkisi altında kalıyoruz. Arkadaşınız her gün Starbucks’tan kahve alıyor olabilir, okulunda/kariyerinde daha başarılı olabilir, insan ilişkilerinde daha başarılı olabilir… Bağlam ne olursa olsun karşılaştırma hep karşılaştırmadır. Stanford Üniversitesi pazarlama bölümü profesörü iki yüz elli bin uçak yolcusunu incelemiş. Eğer yanımızdaki kişi uçakta alışveriş yapıyorsa bizim de yapma olasılığımızın %30 arttığını bulmuş. Küçük görünse de bu tür kararlar uzun vadede bilinçsiz kararlar olduğundan kendimizi öylece ‘akıntıya bırakmak’ hayatımızın anlamını tüketir. Amaçlı bir yaşam sürme isteğimiz suya düşer ve bütün bunlar başarmak istediğimiz şeyleri başaramayacağımız anlamına gelir. Dr. Susan David bize göre önemli olan şeyleri kılavuz olarak kullanabilmemiz için bize göre önemli olan şeylerle olan teması bırakmamamız gerektiğini söylüyor. “ Değerlerinizi çözümlemek için hiç zaman ayırmadıysanız her şeyi oluruna bırakıyorsunuz demektir. ” diye de ekliyor.

Luzrosa Blog

  • White Twitter Icon
  • White Instagram Icon